İstismar ve din istismarı üzerine genel bir çerçeve

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Lasey tarafından 10 Ekim 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Katılım:
    4 Haziran 2014
    Mesajlar:
    6.207

    İstismar Konusunda Genel Çerçeve

    Sömürü ve istismar aynı kökten gelen kavramlardır. Ancak sömürüden farklı olarak istismar, bir kişinin güvenini, iyi düşünce ve hareketlerini kötüye kullanma anlamı na gelir. Dolayısıyla istismar birbiri hakkında art niyet düşünmeyecek kişiler arasında bir Çıkar sağlama eylemidir. Sosyal bilimsel literatürde istismar daha çok fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik alanlarda öne çıkarılır. Ancak bu literatürde kastedilen istismar herhangi bir çıkar elde etmenin yanında yaralama, tecavüz, teşhir, aşağılama, yıldırma, çalışmaya izin vermeme ya da elinden parasını alma gibi olgulara doğru genişletilmektedir. Oysa konuyu dar anlamda ele almak, daha derinlemesine analizler yapmaya imkân tanıyacaktır. Bundan dolayı biz istismarı dar anlamıyla ele alıp, konuya din istismarı ve siyasi istismar gibi türlerin de katılması gerektiği kanaatindeyiz. İstismarın ögelerini ortaya koymak için şöyle bir şema çizmek mümkündür.

    İstismar eden ve edileni yan yana getirdiğimizde, birincisinin genelde daha üst konumda (yaşlı, büyük, idareci, lider gibi pozisyonlarda) olduğunu görürüz. Şüphesiz bazen alt konumda olan kişi de üsttekini istismar edebilir ancak onun elde edeceği çıkar diğer konuma göre daha az olacaktır. İstismar eden kişi üst konumunun gereği olarak saygın kabul edilir, güvenilir. Karizmatik nitelikleri ile hedef kitle uzerinde etkindir: bu niteliklerini ikna etme kabiliyeti destekler. Ancak kitlesel istismarlarda tek bir kişi yeterli olmaz: istismarcmın çevresinde onun gerçek yüzunü tanıyan veya tanımayan. ancak yüksek hayranlık ve sadakatleriyle geniş kitleyi ikna edecek bir küçük halka bulunur. İstismarcı. eylemine istismar amacıyla başlamayabilir ancak zamanla istismara uygun ortamlar onun amacının değişimine neden olabilir. Istismarcı yapmış olduğu davranışın bir istismar olduğunu da düşunmeyebilir; eylemini olağan bir davranış olarak kabul edebilir. lstismar edilen kişi genelde konum olarak düşük ve zayıftır. Düşüklük yaş, beden. zekâ. ekonomik duzey. mahrumiyet. hastalık kriterlerine göre değişir. Bu kişi istismarcıya yüksek saygı ve güven duyguları besler. İstismar edilen kişi uzun süre veya hiçbir zaman istismara uğradığını anlamayabilir: anladığında ise karşı Çıkacak gucu kendisinde bulmayabilir ya da farklı kişisel amaçlarla istismara razı olmuş gibi görünebilir. İstismar için kullanılan araçlar genelde duygulardır. Burada guven. hürmet, sevgi gibi duygular kullanılır. Duygulara benzer ve ilişkili biçimde çeşitli ihtiyaçlar da istismar aracı olabilirler. Fizyolojik ihtiyaçlar. sığınma güvenme, saygı görme. değer verilme gibi diğer ihtiyaçlar istismar amacıyla kullanılırlar. Bunların dışında istismara dini inançları. örf-âdetleri. yasaları amacına alet edebilir. Ayrıca akrabalık-arkadaşlık ilişki ağları da istismar aracı olabilir. istismar eden kişinin elde ettiği çıkar değişiklik gösterir. İstismar eylemi istismarcıya para kazandırabilir. toplumsal statusu yukselebilir. fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilir, duygusal tatmin sağlayabilir.


    "Din" ve "İstismar" Kelimeleri Yan Yana Kullanılabilir mi?

    İnsan; zekâsı. sağduyusu. duyguları ve ihtirasları ile girift bir varlıktır. Bu varlığın meydana getirdiği dünya, tabii olarak mükemmel olmaktan uzaktır. Dinler bu eksik olan dünyada mümkün olabildiğince en hakkaniyetli yapıyı meydana getirmeye çalışırlar. Ancak dünyada var olan her şeyi sömürebilme ve kendi çıkarları için kullanabilme potansiyeline sahip olan insan. dini bile bir sömürü aracı yapabilmektedir. Din bazen doğrudan insan zekâsına hitap eder: bundan dolayı Kur'an-ı Kerim müşrik bir toplumu hedef alırken. birden çok ilahın bulunması durumunda kainattaki düzenin bozulacağına işaret ederek (Enbiya. 21: 22) insanın akli çıkarımlarda bulunması istemiştir. Ama din aynı zamanda insanın duygu ve ihtiraslarına da hitap eder. Zira akli çıkarını inanmak için yeterli olmayabilir: örneğin bir peygamberin bu tür delilleri kendi kişisel çıkan için kullanmadığına nasıl ikna olunacaktır.?


    Bundan dolayı Allah Teala peygamber olarak çocukluklarından itibaren hakkında hiçbir şüphe olmayan kullarını göndermiş ve onlar görevlerini yaparken maddi bir çıkar beklememişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de yirmi bir yerde peygamberler toplumdan hiçbir maddi karşılık beklemediklerini ifade ederler. Hz. Peygamber’in hayatında da aynı durum tecelli etmiş, Hz. Muhammed peygamberliğinin ilk yıllarında müşriklerce vaat edilen pek çok hususu reddetmiş, Medine’de de bir toplumun reisi olarak pek çok maddi hususu talep edebilecekken etmemiştir.